28 Eylül 2015 Pazartesi

"Yeşilçay" içen var mı?

twitter çok acaip şey. böyle bir iki laf püskürtüyorsun haftanın 6 günü 20 saat çaba sarf ettiğin işinle oluşturamadığın gündemi darmaduman ediyorsun. her türlü duygunuzu sömürmek üzerinden hayatını kazanan senarist ve yapımcıların görünen yüzü olan oyuncular kendi karaktersizliklerini mi perdeliyorlar acaba? acıların kadını Gülseren; yanlış anlamaların, hırsların, ihanet ve sömürmelerin kader kurbanı. yapmacıkların kadını Nurgül; doğuya öykünen dizilerden nemalanmış arada bir patlak vererek gündemde olmak için dengeyi yakalamış yılların ünlüsü. her pazartesi duyduklarına inanamayan isyankar mimikleriyle izleyicilere göz zevki yaşatan özel hayatına hiç girmeye gerek duymuyorum bile. fakat kendisi onunla hiç mi hiç alakadar olmayan birini Burcu Çetinkaya'yı markajına almış. duyduğun bir habere şaşırabilir, tepki gösterebilirsin fakat aşağılayıcı yaklaşmak için nasıl bir nedenin olabilir? Burcu senin hakaret vari aşağılamandan çok daha saçmalarıyla karşılaştı emin ol senin ki gündem oluşturulduğuna değmeyecek türden bir zırvalama. hatta Yeşilçay'ını içerken vah vah diye içinden geçirerek söylendiğin "HAYAT"a dokundarak aslında sen kendi düşünce yapının rezilliğini gösterdin. Burcu'ya evliliğinde Yeşilçay'a rezilliğinde Mutluluklar.

17 Şubat 2015 Salı

Bihter'e ayıp mı ettik ki?

İnsanlar cazgırlaşıyor. Bu ne demek? Hakkımızı savunuyoruz, konuşuyoruz, dik duruyoruz diye de mi suçlayacaksın bizi demeyin hemen. Kimse size pısırık yaşayın demiyor ama yaşayanları pıstırmaya çalışmaktan da vazgeçin artık. Sizin gibi düşünmeyi geçtim karşınızda düşünen insan görmeye tahammülünüz yok. Kendinizi bulduğunuz her ekrana çıkıp rahatça kendinizi malzeme yapabilmeniz için buna ihtiyacınız var çünkü. Bu Tarz Benim, Bu Stil Benim ya da ismi her ne olursa olsun, insanları aşağılayan, küçük düşürmekten, ağız dalaşından zevk alan yaratıklar oldunuz. Bu gün kazara açtığım iki kanalda da birbirine nefretle bakan, iftira eden, kırıtmaktan başka meziyet sergilemeyen, kendini ortaya atmaktan zevk duyan tek tip insanlar gördüm. Erkekler de girmiş kız kavgasına. Çift halinde hikaye mizaseni yapıyorlarmış. Salladıkça içinin boşluğu dökülecek gibi duran vitrin mankeni gibiler.



Bunları hakaret etmek için yazmıyorum. Hani büyük resme bakın derler ya bütün kötü karakterlerin haklı bir sebebi var gibi gösterilir romanlarda. Empati kurdurmaya çalışır büyük beyinler. Oysa bir insanın kendini şov yaparak, ortaya dökerek, çirkinleşerek var etmeye çalışması korkunç derecede acınası bir şeydir. Hele ki evlendirme programlarından başlayarak insanların en özeline girip ordadan aile içi hesaplaşma hikayeleri çıkartmak o çok kızdığımız dedikodunun aleni olarak yapılmasına bir pencere açmak demektir. Biz Bihter'e kızdık. Dalavere çevirdi, oyun  oynadı, yalan söyledi, yanlış adamla aşk yaşadı diye. Çünkü sağolsun ön ayak oldu yapamayan ve yapıp da utananlara. "Utanacak bir şey yok canım değer dediğinizin üstüne bir yalan katı çıkarsınız ezilir gider." dedi. Biz Bihter'e kızmakta haklıydık ama o da çok fenaymış arkasında miras olarak bu cazgır kızları bıraktı bize. Hepsi de onun kadar oyuncu onun kadar hırslı. İşin acınası yanı bunlar gerçek hayattalar dizi, roman fln değil. Şimdi uğraşın durun bakalım. Zaman bulursanız da bu kızlarla büyüyen neslin halini bir düşünün derim ben.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Can giderken canlanan diller

Özgecan'ın acısı hepimizin yüreğini yaktı. Hepimiz insan müsveddelerinin en büyük cezayı alması, kadına karşı şiddetin son bulması, şehvetini dizginleyemeyen varlıkların insanlıktan uzak tutulması konusunda hemfikiriz. Fakaaattt... Yine amalar, yine kışkırtmalar, yine mağduru oynamalar, yine otoriteyi suçlamalar, yine tek taraflı çözümsüz bağırış çağırışlar. Bıkmadı insanlık oturduğu yerden insanlara saydırmaktan. Yahu bir dön kendine bak! Sen böyle saydırırken de hakkını yemiyor musun kadınların. Giymesinler, gezmesinler demekle mi bitiyor. Gezmeyince, sana karşı durmayınca da yok sayıp "elimin kiri" kafasında geziyorsun. Ahlak kurallarını hiçe sayıp o çok sevdiğiniz elit batılıların yaşam tarzına bürünmekte bir beis görmüyorsunuz sonra "bizim aile kurumumuz.... bıkbıkbık" diye yakınıyorsunuz. O çok beğendiğiniz ülkelerde ortalıkta sergilenen cinsel yaşamlar tecavüzün istekli olduğunu saydıkları için böyle gündem olmuyor. O insanlar bizim ülkemizdeki magandaların bir anlık şehvet cesaretlenmesi gibi paldır küldür saldırmadığından haber olmuyor. Onlar ince ince, takip ederek baskın yapmayı, aldatmayı, kumpas kurmayı biliyorlar. Günübirlik ilişki kadın ve erkek için normalleştikçe bunun doğal olduğu kanısı yerleştikçe "bizim" dediğimiz değerlerle çatıştığı için bu patlamaların olması çok doğal. Zaten algısı sallantıda olan insanların gazı sıkışıp patlıyor. Bu iğrençliğin izahı da yok, veballerinin bir kısmı da bunların temelini oluşturanların boynuna.


Çözüm için temele inmesi gerektiği anlatsak ne değişecek hiç bilmiyorum. Twitterda herkes bekçi ama kimse aynayı kendine çevirmiyor. Bende şöyle yanlış düşünüyorum, ben de şunu yanlış yaptım demiyor. Trafikte kadın şoförü sıkıştırmakla, dekolte açıp istediği imzayı attırabilmekle başlıyor bunlar. "Masum" beyaz yalanlarla aralanıyor sapkınlığın kapısı. Tvde psikopatların, katillerin, hırsızların sempatik ve ilgiye muhtaç gösterilmesiyle yerleşiyor bu olasılık kafasına insanın. Dobra, taş fırın erkeği furyasıyla "nazlanıyorsun" mantığı gün yüzüne çıkıyor ve reddedilmeyi kaldıramıyor erkekler. Çünkü iktidarın önemi çok büyük! İktidardan başka her şeylerinin ortağı var çünkü! Kadınların da kullanacak bir kozu var tabi. Cinselliğin olmadığı tek bir reklam gösterin! Tek bir stand up showunun, esprinin, komedi filminin cinsellikle bağdaşmadan yapıldığını gösterin!

Siz zor kullanmanın normal olduğunu çocuk yaşta beyinlerine işlediğiniz, iktidarı olmazsa öldürmeye kadar gidebileceği imalarıyla yetiştirdiğiniz bir nesilden ne bekliyorsunuz? Hadi bunlar cani, bunlar iğrenç yaratıklar. Peki normal insanlardan ne kadar normallik bekleyebilirsiniz ki? Normal olanın al aşağı edildiğini hala göremediniz mi?

12 Şubat 2015 Perşembe

Şallı Kızları Tenkit Etme Modasına Son

Bir kutu düşünün sizi içine koyuyorlar ve ömrün boyunca gözünü dahi çıkartmayacaksın diyorlar. Çünkü adım atsanız söyleyecek söz buluyor insanlar. Sen o yüzden en iyisi yaşama sevgili başörtülü kız. İslamiyeti sen temsil ediyorsun diye sen diye bir şeyin varlığını unutmalısın.
Şimcik hayatının her anını (!) İslamiyete göre yaşayan abiler, amcalar, biraderlerin tek derdi başörtülü kızların neyi nasıl yapacağı, neyi ne kadar yapacağı, ne söyleyeceği. Bırakın da bunu başörtüsü üzerine farz kılınmış, bu farzı hakkıyla taşımaya çalışanlar yapsın. İmtihan edilmediğiniz şey hakkında öyle büyükten büyükten konuşmayın.
Kolları yarıya kadar açık, önden saçını gösteren, yandan küpelerini sergileyen, bağrını rüzgara karşı açan, geyikli taytlarla gezen, erkek arkadaşlarıyla sarmaş dolaş gezen, namaz kılmayı teferruat gören, VS kızları misali salına salına yürüyen, modayı kendine şiar edinen, çorapsız etek giyip incecik eteklerin altından bacak şov yapan vs kızların hepsine en çok kızan onlarla aynı kefeye koyulanlar. Bırakın da onlar söylesin yanlış yaptıklarını, onlar anlatsın nasıl düzgün olunacağını, onlar haykırsın İslamiyetin örtüye biçtiği rolü.
Erkeklerin oturduğu yerden "başını örten poposunu açan kızlar başındakini çıkarıp atsın." "ben onun babası olcaktım ki..." "böylelerinin zaten içinde yok ki ne diye örtüyor!" minvalinden cümleler kurmasına ifrit oluyorum. Siz mi baş ediyorsunuz sıcakta soğukta rüzgarda çamurda o örtüyü muhafaza etmek için. O erkek arkadaşıyla sarılan kızlar oduna mı sarılıyor, karşıdakinin hiç mi suçu yok? Mini etekle gezip namaz kılan kıza nasıl "maşallah en azından vecibesinin bir kısmını" biliyor diyebilirken "örtünüyor ama sorunları var" diye diyemiyorsunuz? O örtünen kızların anası babası çevresi arkadaşı hormonu aklı ile nelerle uğraştığını ne biliyorsunuz? Hem bir tane değil bin tane olduklarına göre demek ki onları özendiren bir şey var. Onları sorgulatan bir şey var.
Doğruyu doğru şekilde yapamıyor diye kızabilirsiniz. "bütün başörtülüler böyle İslamiyet bunları hapsediyor" gibi saçma sonuçlara varanlara fırsat çıkarıyor olduklarını söyleyebilirsiniz. Fakat bir erkek olarak siz "çıkar o örtünü" diyemezsiniz. Onlarla aynı kefeye konan, edebinden ahlakına kadar örtüsüne sarılan kadınlar bile bunu demiyorken siz kimsiniz de Allah'ın emrini yapma diyebiliyorsunuz?
Şallı kızlar haddini bilmiyor, İslamiyeti tam bilmiyor, kafasına göre moda gibi örtünüyor ve hakkıyla örtünenlerin hakkına giriyor. Fakat bu sizin kendinizi yüceltmek için onları yermenizi haklı göstermez.


8 Şubat 2015 Pazar

Benim kilom Başkalarının sorunu


Merhaba'nın arkasından "ayyy ne güzel kilo vermişsin" "kilo mu aldın sen" "Karatay'dan dinledim bak şimdi..." "Maranki'nin kilo verme kürü kesin çözümmüş" gibi cümleler kuran insanlığını kilo muhabbetiyle değiştirmiş varlıklarda bıktım.
Ben vücudum benim kararım kampanyasını kilo için de başlatsınlar bari. Aldığım verdiğim kiloların hesabını size vermek zorunda mıyım? Ülkenin kilo gümrük bakanı mısınız Allah aşkına? Büyüklerin "ben senin yaşındayken tığ gibiydim" yaşıtlarımın "gelinlik dediğin 38 beden olacak" uzmanların "beslenme sisteminin dengesi karbonihdrat protein..." zırvalarından gına geldi. Başka mevzunuz yok mu? Dünyada açlık var, savaş var, hastalık var hepsini geçtim goygoy diye bi gerçek var. Başka bir şey takın artık kafanıza. Dernek kurup boyalı tırnaklarınızla tarla işçisi kadınların problemlerini konuşmanıza bile razı olacağım artık. 
Eyyy elalem, annem bile boğazımdan inen lokmayı sizin kadar saymıyordur. Babam bizim mutfağa giren çıkanla sizin kadar ilgilenmiyordur. Tekstil ürünleri yöneticileri sizin kadar insan anatomisinin kilosal değişiklikleri üzerine rapor çıkartmıyordur. İnsanları görüşüne, giyinişine, konuşmasına göre ayırmanız yetmiyor gibi şişmanları hor görmeyi eğlence sanıyorsunuz. Sizlerin hastalıklı sıfır beden mevzunuzun sonunun nasıl bittiğini hep beraber gördük. Her hafta başka diyet yapsan sanrılı halinizi çok mu matah zannediyorsunuz? Asıl dalga konusu olan yemeğe kimyasal muamelesi yapan sizsiniz.
Kendi bedeninizi yücelterek varlığınızı sürdürmeye çalışıyorsunuz fakat benim bedenim üzerine bu kadar çok konuşma hakkını nereden buluyorsunuz? Size ne benim kalcamın yuvarlaklığından? Zayıflarsam Lopez'e benzeyeceğimden Size ne?!

Kapitalizmin bayramı yılbaşı


Turuncu Dergisi
Aralık 2014

Pucca'nın Fosforlu Günlükleri

Dizüstü Edebiyat Serisi günümüz insanının ekranlara bağlı hayatının
son ürünlerinden biri. Bu seride blogları ve tweetleriyle on binlerce
insana ulaşan internet fenomenlerine kitap yazdırdılar. Basıldıkları
ilk günden en çok satanlar listesine giren kitapların teknoloji nesline
okumayı sevdireceği ümidine kapılmıştık. Keşke kapılmasaydık.
Sosyal medyayı ele aldığımız bu sayımızda Dizüstü Edebiyat Serisi’nin
parlayan yıldızlarından, sosyal medyanın kraliçesi diye tanımlanan
Pucca’nın kitaplarını ele aldık.

İnternette her konu hakkında aklına estiği gibi çekinmeden yazan Pucca, kitaplarında aynı şeyi kendi hatıralarından yola çıkarak yapıyor. Hikayesindeki insanlara takma isimler koyuyor ve onları detaylı şekilde tanımlayarak gözünüzde canlandırmanızı sağlıyor. Günlük konuşma dilini kullandığı için, blog yazılarını okumayanlar dahi Pucca’nın kitaplarındaki akıcılığa kendini kaptırabiliyor. Lise döneminden üniversite yıllarına ve sonrasına kadar başından geçen her romantik durumu bir komedi filmi edasıyla anlatıyor Pucca. İşin komedisini çoğu zaman etrafa bol bol saçtığı küfürlü ifadeler sağlıyor. Malum günümüz insanının komediden anladığı artık İnek Şaban’ın tüm filmde üç kere ettiği küfürlerden çok daha fazlası. Pucca da, televizyon ünlüsü olan Sabit Kanca gibi tiplemelerin peşi sıra giderek bu durumun ekmeğini yiyor.
“Çift değilseniz hiçsiniz!” imajının kafalarda yer etmeye başlaması internetten çok daha eski zamanlara dayanıyor. Anaokuluna giden çocukların dans ettirilmesi, büyüdükleri zaman evleneceklerine yönelik şakalar yapılması, ortaokul yıllarında kızlar ve erkeklerin hormonel durumlarının komedi malzemesi yapılması bu durumun önünü açan şeylerden. “Aşk” hayatın anlamı, her insan hayatında en az bir on beş kez yaşamalı ama gerçek aşk bir kere gelir onu bulmak, geldiğinde de hazır olmak için ön denemeler yapmak gerekir. Bunu ben söylemiyorum tabi ki. Verilmek istenen algının cümleye dökülmüş hâli benim yazdığım. Pucca da tam bu algıya uygun olarak bir genç kızın başından geçen gönül ilişkilerini, kız arkadaşlarıyla arasında geçen konuşmaları, erkekleri gördüğü zaman düşündüklerini, ailesiyle geçirdiği krizleri açık açık kaleme almış.
İlk kitabı Küçük Aptalın Büyük Dünyası’nın on küsürüncü baskısı tükenmeden “Ve Geri Kalan Her Şey” basılarak serinin devamının geleceğinin sinyalleri verildi. “Allah Beni Böyle Yaratmış” kitabında, üniversite yıllarında dört sene boyunca Ankara’da geçirdiği dönemi ve tabi ki sevgilisini ele almış. Bebe ismini taktığı, gülüşü aklını başından alan ama tek kaşlı bu arkadaşı Pucca şöyle tanımlıyor kitabında;“Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu’nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu.” Günlüklerinin dördüncü kitabı “Ay Hadi İnşallah”ta ise Pucca diğer kitaplarında da bahsi geçen Ceri ile yaşadıkları bir dargın bir barışık aşklarını anlatmış. “İskambil kâğıtlarından ev yapıyorum kendime Valeyi saklıyorum, Kızı kıskanıyorum, Asla hayaller kuruyorum. Hep bir şeyler eksik kalıyor, sayılar başımı döndürüyor. Fal bakıyorum maça aramızı bozuyor, papaz kaçıyor. Ve ben kâğıttan evin içine bir türlü sığamıyorum…” diye anlatıyor hâllerini Pucca. Evlilik için önündeki engelleri aşmaya çalışan Pucca, duvağa ulaşmaya kesin kararlı olduğunu gösteriyor okuyucularına.
Pucca’nın ilk kitabında anlattığı Pekmez Bey ile tanıştığı evrelerin ele alındığı bir film çekildi Pekmez karakterini şarkıcı Murat Boz’un, Pucca’yı ise Büşra Pekin’in canlandırdığı film Kasım ayı sonunda vizyona girdi.Üniversite sonrası İzmir’e ailesinin yanına dönen Pucca’nın üniversite aşkı Bebe Ankara’da kalmıştır. Ayrılık evrelerini tek tek geçirerek evden çıkmayan, arabesk müziklere saran Pucca ailesinin zoruyla bir iş görüşmesine gider ve orada Pekmez ismini taktığı biriyle
karşılaşır. Girdiği depresyon döneminde aldığı yirmi kilo ve şapşallıklara doymayan karakteri,Pekmez ile ilgili kurduğu hayallerin önünü tıkamaktadır. Sakarlığı ve şaşkınlığıyla başına bir sürü iş açan Pucca, Pekmez’i ince vücuduyla etrafta salınan Bayan Kaltak’ın menzilinden çıkarıp kendine aşık etmeye çalışıyor. Çirkin Betty vardı eskiden, diş tellerinden, örgülü saçlarından, uzun eteklerinden kurtulup güzelleşiyor ve aşık olduğu patronuna kavuşuyordu. Bu hikayenin uyarlaması daha sonra çok kez yapıldı. Hatta Yeşilçam’da dahi “Ben Dünyanın En Güzel Kadınıyım” repliği ile Perihan Savaş’ın, Oh Olsun filminde de Filiz Akın’ın güzelleşip eşlerini yeniden kazandıklarını gördük.
Günümüz dizi filmlerinde de hâlâ kullanılan çirkin kadın yoktur bakımsız kadın vardır; kilo verir, kıkırdamayı öğrenip saçlarınızı açar biraz da makyaj yaparsanız hayat sizin etrafınızda döner mesajını burada da görebiliyoruz. Hatta “Hadi İnşallah” ile aynı zamanda vizyona giren “Deliha”da da bu konu işleniyor.
Kitaplara dönüş yaparsak; dört kitapta da hikaye bir kadının gözünden, etrafında gelişen ve içinde yaşadığı her detayı ele alıyor. Günümüze artık olağanlığın ötesine geçip zorunluluk gibi görülen sevgili müessesesinin etrafında dönüp duran ama bir türlü mutluluğu yakalayamayan Pucca, Ay Hadi İnşallah kitabında nikah masasında hikayenin mutlu sonuna ulaşmaya çabalıyor.“Ne anneler, ne eski sevgililer ne de etrafta dolanan s.tükler! Bu kez başaracam, bu kez o duvağı takcam! Hiçbir şey önüme engel olamayacak… Sen bile! Kaderimde yokmuş, falımda çıkmıyormuş, o adam bana göre değilmiş… Hiiiiiiiiiç anlamam, dinlemem, o adam buraya gelecek! Ayy hadi inşallah!” Geçen sayımızda çocuk gelinlerin dramlarından bahsetmiştik. Oysa günümüzde
okumayı çözüm olarak görmeyip 18’ini doldurmasıyla beraber evlenme niyetinde olanlarda otuzumdan önce evlenmem diyenler kadar fazla. Yani her hâlükârda evlilik kadınların düşüncelerinde geniş bir yer kaplıyor. Pucca’da son kitabında yetişmiş meslek sahibi bir kızın evlilik hayallerini ele alıyor. Diğer kitaplarında okurları tarafından beğenilen üslubunu koruyarak devamlılığını bozmuyor son kitabında.
Twitter ekranı okuyor gibi rahatlıkla hatta daha da sürükleyici şekilde okuyabilirsiniz kitapları. Kişileri ve olayları kendi üslubuyla tanımlayarak oradaymışsınız hissini veren cümlelerde kitabı okumayı kolaylaştıran özelliklerinden.
Edebiyat üstadı dediğimiz yazarların kitapları üçüncü baskıyı göremezken her sayfaya beş küfür, on anlatım bozukluğu serpiştirilmiş kitapların geniş okuyucu kitlesine sahip olması hepimizi düşündürmeli bence. Konuşur şekilde yazmak elbette kötü bir şey değil fakat insanları, hele ki okuyucu ortalamasına bakarsanız örnek alma yaşında olan 13-17 yaş arası kızları, bu şekilde konuşmaya yönlendirmesi kitapların hanesine kocaman bir eksi yazdırıyor. Sosyal medyanın olağanlaştırıp hayatımıza soktuğu şeylerden biri de etkilerinin ne olacağını düşünmeden etrafa saçtığımız sözler. Pucca kitaplarında komedi kisvesi ile normalleştirilmeye çalışılan kadın-erkek ilişkilerindeki esnek durumun altını fosforlu kalem ile çiziyor. Bu durumu normal olarak görüp bu şekilde yaşayan insanlara dışarıdan söylenecek bir şey elbette ki yoktur. Fakat noel dosyamızda da ele aldığımız gibi bizim olmayan şeyleri sahiplenmek konusundaki hızımızı da göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum.

Sui Zan
Aralık 2014
Turuncu Dergisi